Eğitim dalları içerisinde her zaman popüler bir dal olmuştur mühendislik. Mühendislik programları arasında da Bilgisayar Mühendisliği eğitimi, ülkemizde genelde ilgi gören ve geniş çalışma alanına sahip bir eğitim programı olmuş durumda. Son zamanlarda yazılım mühendisliği, bilişim sistemleri mühendisliği gibi programlar da açılmış bulunuyor. Ders programları büyük oranda birbirine benzemekle birlikte belli konulara biraz daha ağırlık verdiklerini söyleyebiliriz. İnternet ortamında bu programların içerikleri konusunda sağlam bir araştırma yapmak mümkün.

Ülkemizde çok sayıda üniversitede bilgisayar mühendisliği eğitimi verilmesine rağmen “bilgisayar mühendisleri ne yapar?” sorusu da hiç gündemden düşmemiştir. Bu sorunun gündemden düşmemesinde, ülke olarak global çapta rağbet gören yazılım ürünlerimizin az (hatta neredeyse yok) olması, klavyeden çok fare kullanmamız, üniversitelerin sanayi ile yeterli derecede iş birliği içerisinde olmaması, üniversitelere, girişimcilere ve Arge’ye verilen desteklerin gelişmiş ülkelere göre devede kulak olması ve çok fazla araştırma yapmaya yatkın bir toplum olmamamız gibi maddelerin etkisi büyük tabi. Lakin yine de belirtelim. Ülkemizde bilgisayar mühendisliği eğitimi alan insanların çok büyük bir bölümü yazılım geliştirme konusuna ilgi gösteriyorlar. Sektör de buna müsait tabi.

Tüm bunları bir kenara bırakıp üniversitelerdeki bilgisayar mühendisliği eğitimine odaklanalım isterseniz. Ülkemizdeki bilgisayar mühendisliği programlarında yer alan dersler üzerinde düşünülmeden hazırlanmış, belli bir mantığı olmayan dersler değil kesinlikle. Birçok üniversitemizde gerçekten bu alanda yetişmek isteyen insanlar için oldukça faydalı dersler var. Örneğin, Amerika’daki Virginia Üniversite’sinin bilgisayar mühendisliği bölümündeki derslerin bazılarına bu linkten bakabilirsiniz. Türkiye’de bu bölümü okuyan pek çok insan benzer dersler görecek bu sayfada. Yani sorun, derslerin adlarından ziyade  daha farklı konular ile alakalı.

Bu bölümde hizmet veren akademik kadroların yeterliliği, yayın sayıları, bu bölüm ile ilgili ve kendi alanları ile ilgili dünyadaki gelişmeleri ne kadar takip ettikleri ve ne kadarını öğrencilerine aktarabildikleri, pratik uygulamalara ne kadar yer ve ağırlık verdikleri çok iyi düşünülmeli ve değerlendirilmeli. Tabi bununla birlikte, gelişmiş ülkeler ile kıyaslandığında akademik kadrolarımıza sunduğumuz imkanlar ve onlar için yaratabildiğimiz ya da yaratamadığımız fırsatlar da ayrıca düşünülmeli. Dünya çapında hocalarımız var ama üniversite sayısına ve akademik insan sayısına baktığınızda, yukarıdaki maddeler açısından maalesef pek rekabet edebilir durumda değiliz.

Bitmedi…Maalesef daha derin sorunlar var. Yabancı dilde eğitim gibi bir masala inanmış durumdayız. Bunun bir ayrıcalık olduğunu sanıyoruz. Kocaman bir ülkeyiz biz. Öğrencilerimize mesleklerini kendi dillerinde anlatıp aynı zamanda yabancı dillerini geliştiremiyor muyuz? Teknik ingilizce derslerine ağırlık veremiyor muyuz? Üniversite kazanıp gelmiş, daha 1. sınıf seviyesinde olan bir öğrenciye ingilizce fizik, matematik, programlamaya giriş anlatıyoruz. Bu insanların hepsi ilköğretim yıllarında mükemmel seviyede ingilizce öğrenmiş olsalar ya da ülkemizdeki ingilizce eğitimi seviyesi o boyutlarda olsa bir nebze kabul edilebilir ama durum öyle değil. Ayrıca birçok üniversitedeki ingilizce hazırlık okulunda anlatılan kavramlar ile öğrencinin 1. sınıfa geçip eline beşyüz sayfalık bir kimya kitabı aldığında gördükleri arasında dağlar kadar fark var. Mesleğini icra ederken, ingilizce hatta başka diller de bilmek, yabancı kaynakları takip edebilmek tabi ki çok önemli. Fakat bir insana mesleğini öğretirken – ki öğrettiklerimiz ile dünya çapında rekabet etmelerini bekliyoruz – çok daha farklı bir stratejinin uygulanması gerektiğine inanıyorum. Bu konu, ingilizce ders anlatabilen insanları bir okula toplayıp, biz yabancı dilde eğitim veriyoruz denilebilecek kadar basit ve sığ bir konu değil. Çok fazla boyutu var ve çok iyi düşünülüp planlanması lazımdır.

Tabi konuya bir de öğrenciler açısından bakmak lazım. Herkesin kendi ayakları üzerinde durması gerektiği, başarılı olabilmek ve mesleğini iyi öğrenebilmek için üzerine düşeni yapıyor olması gerektiği tartışılmayacak şeylerdir. Sürekli yakınmak, sürekli bir eksiklik aramak ve birşeyleri erteliyor olmak bu kadar rekabetin olduğu bir alanda kimseyi başarıya götürmeyecektir. Bu alan artık tıp dalları gibi, gelişmesi hiç durmayan, sürekli yeni teknolojilerin icat edildiği yeni kavramların türediği, sadece öğrenci olarak değil bir profesyonel olarak da sürekli takipte olmanız ve kendinizi yenilemeniz gereken bir alan oldu. Dolayısıyla, bu alanda öğrenim gören insanlar da bu gerçekleri bilerek hareket etmeliler.

Üniversitelerimizin ise öğrencilere mezun olduktan sonra nelerle karşılaşacaklarını çok iyi anlatmaları gerektiğine inanıyorum. Bunu, iki tane yazılım firması ziyareti yaparak başaramaz üniversitelerimiz. Bu konu ile çok aktif olarak ilgilenen üniversitelerimiz tabi ki vardır ama bu anlayışı ülke geneline yaymak gerekir. Öğrenci mezun olduğunda hangi alanda ilerleyebilir, seçtiği bir alanda ilerleyebilmesi için tamamlaması gereken eksikler var mı ya da o alanda çalışabilmek için nasıl bir yol izlemeli gibi konularda destek veren (tatmin edici bir destek tabi) yapılanmalar ya da danışmanlık kolları olması gerekiyor üniversitelerimizde. Örneğin, öğrenci mobil alanda ya da gömülü sistemler konusunda çalışmak istiyorsa, tabi ki kendi araştırmasını yapmalı ama üniversitenin de bu konuda söyleyecek birşeyleri olmalı. Benzer şekilde, öğrencilerin staj programları çok dikkatli takip edilmeli. Konu, öğrenciye bir form doldurtup teslim ettirmekten ibaret olmamalı. Uygulamaya ağırlık verilen staj programlarının öğrenciler için bir artısı olmalı mesela. Tabi bu noktada, firmaların da stajyer alırken, barındırırken çok yapıcı ve yetiştirmeye yönelik hareket etmesi gerekir. Dolayısıyla, stajyer insanların bu süre içerisinde bir fayda görebilmesi için firmaların üniversiteler ile bir senkron tutturması bence şart.

Fareden çok klavye kullandığımız zamanları görmek dileğiyle…

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on LinkedInShare on Google+